Tarihçe

OSMANLI DEVLETİNİN BALKANLARDAKİ İSKAN POLİTİKASI

Osmanlı beyliği Trakyada toprak kazanmaya başladıkça, buradaki yerli ahaliyi Müslümanlaştırmak ve ayrılıkçı güç oluşturmalarını engellemek için buralara Anadoludan Müslüman Türk aileler göndermiştir.

Trakyaya ilk iskan edilen aileler, Karamanoğulları, Menteşeoğulları, ve Karesioğulları olmak üzere bu üç uç beylik olsada, çoğunluk Karamanoğulları beyliğindendi; sebebi ise o tarihlerde Türkleri tek çatı altında toplayabilecek olan beyliklerden Osmanlı beyliğine alternatif olabilecek tek beylik olması ve Karamanoğulları beyliğinin kendisini Anadolu Selçukluların başşehri Konyada yaşamasından dolayı, Selçukluların devamı olarak görmesidir.

Doğu Trakyada fetihlerini hızlandıran Osmanlı devleti İstanbulun da alınmasıyla Avrupaya doğru büyük bir koridor elde etmiş fakat Karamanoğulları beyliğinin de topraklarını genişletmesinden tedirgin olmuştur. Bunun için Fatih Sultan Mehmet Karaman üzerine bir sefer düzenlemiş ve bu beyliğin askeri gücünü bitirmiş, yönetiminede oğlu Mustafa’yı getirmiştir. Fakat beylerine sadık olan yerli halk yaklaşık altı yıl Toros dağlarına çıkıp Osmanlıyla mücadele etsede, Osmanlının Akkoyunlulara karşı kazandığı Otlukbeli zaferinden sonra Güney ve Doğu sınırlarını güvenlik altına almak için buradaki yerli halkın bir kısmı Trakyada fethedilen topraklara göç ettirilmiştir. Ayrıca Osmanlı devleti göçebe yaşayan ahaliyi düzene sokmak, isyan eden aşiretleri dağıtmak, kendi himayesine aldığı beyliklerin kişi yoğunluğunu azaltıp Trakyada fethedilen toprakları güvenlik altına almak için birçok kişiyi buralara iskan ettirmiştir.

Osmanlı devleti Anadoludan getirdiği aileleri daha önce yaptıkları işe, bulundukları bölgeye ve yaşadıkları iklime benzerlik gösteren yerlere iskan ettirmeye özen göstermiştir. Getirdiği ailelerin mağduriyetini önlemek için onlara Trakyada fazlasıyla toprak vermiştir.

Köyümüzün temeli sayılan Bulgaristan/ Razgrat/ Araplar köyüde bu şekilde yerleştirilmiştir.

ANAVATANA GERİ GÖÇE ZORLAYAN ETMENLER

Osmanlı devletinin Viyana kapılarından başlayan geri çekilişiyle birlikte burada bulunan Müslüman halka yapılan haksızlıklar halkı canından bezdirmiştir. Ardından Fransa da başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan Milliyetçilik akımıyla birlikte balkanlardaki çok uluslu yapı zedelenmiştir. Bu tarihlerde her ne kadar anavatana küçük çapta göçler olsada bunun Osmanlı devlet yapısına büyük kaybı olmamıştır.

1877-1878 (93 harbi) Osmanlı-Rus harbinin başlamasıyla, balkanlarda Rusların kışkırtması sonucunda birçok devletçik ortaya çıkmıştır. Bu devletler içlerinde bulundukları Müslüman, Türk ahaliye çeşitli işkenceler, kadınların ırzına geçme, değerli eşyalarına ve mallarına elkoyma, zorunlu göçe zorlama gibi güçlüklerle karşı karşıya bırakmışlar, bir kısmınada dinlerini değiştirmek şartıyla zorlada olsa yaşamalarına izin vermişlerdir.

GÖÇÜN BAŞLANGICI

Balkanlarda yaşamlarını sürdüremeyeceğini anlayan Müslüman ve Türk halk akın akın anavatana doğru yola çıkmıştır. O zamanlar bir çok cephede savaş durumunda olan Osmanlı devleti bu zor durumunda göçmenlere kapılarını açmış onların göçünü hızlandırıp, fazla can ve kaybını azaltmak için hazineden para ayırıp bunlar için gemi ve tren seferleri düzenlemiştir. Anavatana yakın olan halkın bir kısmıda kendi imkanlarıyla gelmiştir. Bu tarihlerdeki göç esnesında Anadoluya bir milyon sekiz yüz elli binin üzerinde Müslüman ve Türk gelmiş, bir milyon altı yüz bin de (Rum, Bulgar, Sırp, Romanyalı, Arnavut, Karadağlı) gayrimüslim gönderilmiştir. Devlet gelen ahaliye yemek verme, barınma ihtiyaçlarını karşılama ve iskanları konusunda bir çok sıkıntıyla karşı karşıya kalmıştır. Anadoluda bulunan yerli halk ve dünyanın çeşitli yerlerindeki insanlar göçmenlerin bu durumuna acımışlar, camilerde göçmenlere para toplanmış, birkısım ailelerde göçmenlere yemek vermiş, diğerlerininse Hilali Ahmer (Kızılay) cemiyeti tarafından yemek ihtiyaçları karşılanmıştır. Yatma ihtiyaçları, kadınlar ve erkekler ayrı camilere dağıtılarak bir süre böyle geçirmeleri sağlanmıştır. İskan işinde ise devlet birçoğunu geldikleri gibi boşalan gayrimüslim evlerine iskan ettirmiş bir kısmına Anadolunun çeşitli yerlerinde hazine arazilerinden yerler vermiştir. Göçmenlerin en fazla iskan edildiği iller Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Çanakkale, Balıkesir, Bursa, İzmir, Aydın, Eskişehir, Manisa, ve diğer gayrimüslim ahaliden arınan yerlerdir. Bu göç olayları Cumhuriyet tarihinde de Atatürk’ün tek millet tek din oluşturalım politikası sürdürülerek günümüze kadar devam etmiştir.

MEZALİMDEN ÖRNEKLER
Bu bölümdeki tarihi gerçekler ve mezalimi işleyen kişilerin sonradan pişman olarak yapmış olduğu itiraflar devlet arşivlerinde ve bazı kişisel kaynaklarda olduğu için izinsiz yayınlanması yasak. Bunun için ben bu konuları mail yoluyla dağıtmayı daha uygun gördüm, sizlerde isim, soyisim, adres ve mail bilgilerinizi [email protected] adresine bırakırsanız sizlere göndrebilirim. GÖÇÜN ve MEZALİMİN DEHŞETİNİ HİSSETMENİZ İÇİN MUTLAKA OKUMANIZI İSTERİM.

Köyümüzün Balkanlardan geliş yönü.

KÖYÜMÜZÜN BALKANLARDAN GELİŞİ

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının başlamasından sonra balkanlardan Osmanlı devletine büyük bir göç başlamıştı. Halk Ruslar gelmeden evlerinde bulunan kıymetli eşyalarını alıp kaçmayı düşünmüşlerdi, fakat birçoğu yerlerinden tepişemeden Bulgar çetelerinin yağmalamalarıyla karşılaşmışlar, ellerinde bulunan kıymetli eşyaları alınmış, kadınların ırzına geçilmiş, erkekler kurşuna dizilmiştir. Köyümüz de böyle bir hengamenin içinde balkanların üst noktalarında Ruslara yakın yerde yer almaktadır. Geliş yolunda karayolunu kullanarak geldiği söylenilen köyümüz, Razgrat, Şumnu, Kızanlık Ovasına geçerek, Meriç Nehri boyunca şimdiki Türkiye topraklarına ulaştıkları düşünülmektedir. Ardından Geliboluluya gelinerek Anadolu yakasına geçilmiştir. Karşı kıyıya geçildikten sonra aileler arasında anlaşılarak köy iki kola ayrılmıştır. (?. Bölüm Gürçeşme ve Ahlatlıburun köyünün ahlisi ??. Bölüm ise Eskişehir Kızılinler köyü ahalisi) ?.bölümde bulunan ahali Osmanlının o karışık devirlerinde devletten bir yere yerleşme izni istemeden, boş bulunan bir araziye yerleşme düşüncesiyle yer aramaya koyulmuş fakat bu düşünce bize birçok zorluğu beraberinde getirmiştir. , Gelen ailelerin yollarda çektikleri sıkıntılar ve yol yorgunlukları eklenince bunu seçmelerinde haklılar. Bizleri bu güzel yeşil Coğrafyaya bıraktıkları için onlara minnettarız.) / Kuruluş yerleri Gani Kurt ile Ali Onat’tan aktarılmıştır . İlk önce yanıkdeğirmen yanı ( İpkaiye’ye girişteki kiraz çiftliğinin bulunduğu yer) yerleşen aileler, buradan komşu köylerin baskılarıyla gönderilmişler ardından Cihadiye mezarlığının olduğu yere sonra köyümüzün Yurtluk denilen arazisine (köy şimdiki yerine kuruldukta sonra bu merenında bizim olmasından dolayı yurt edinilen yer manasında “Yurtluk” adı verilmiştir.) buradanda ayrılmaya zorlanan aileler kaynarca (sivri tepenin arkasında) tarafına kurulmuş tekrar baskılarla karşılaşınca bir kısmı dayanamayıp “biz Anadolu’nun iç kısımlarına doğru gidiyoruz diyerek ilerlemişler ve Çan’ın Ahlatlıburun köyünü oluşturup yerleşen ahalidir. Diğer kalan kısımda bulunan İbrahim çavuşun (H-1263-1335) eşelek köyü muhtarını, Bulgaristanda askerliğini yaparken evinde misafir etmesinden ( bu bölümü dedem Ali Arslan ve amcamız İbrahim Özcan’dan dinlediğim için dipnot olarak düştüm) ve yörük köylerinin, Çerkezlerin evlenme adetlerinin kendilerine verdikleri zararı muhacirlere yıkmak, ayrıca gelen muhacirlerin fakir olmalarından d olayı Yörükler; kendi işlerimizi yaptırır hayvanlarımızı güttürürüz diye düşünmüşler (bizim köylüleri çalıştırdıkları yerler olarak sivri tepenin eteklerinde eskiden sayaların bulunduğu ve buralardan köylülerimizin para kazanmak için örüklein hayvanlarına baktıkları yaşlılar tarafından söylenmektedir.) bu amaçlarla köyün şuanki bulunduğu yere kurulmasına izin vermişlerdir. Köy geliş tarihi olarak Osmanlı –Rus savaşı (24 nisan 1877-subat 1878) zamanında kurulduğu söylenmektedir fakat devletten izinsiz yerleşim kurduğumuzdan ve devletin karışık yapısından dolayı resmi kayıtlarda 1882 yılı diye geçmektedir. İlk geldikleri zaman 30- 35 hane olarak yerleşen köyümüz, sonradan gelen 3-4 aileyle hane sayısının arttığı söylenmektedir. İsim olarak köyümüze; gelen ailelerin çoğunluğunun Araplar köyünden gelmesi ve çeşmelerinin çok almasından dolayı Arapçeşme adı verilmiştir. (Ayrıca bu konu hakkında, ailelerin köye geldikleri zaman şuanki Arapçeşme mevkiinde çeşme bulunmasından ve bu çeşmenin Arap dede isminde bir kişinin yaptırmasından dolayı arabın çeşmesinin bulunduğu köy manasında Arapçeşme adı verildii birkaç kişi tarafından doğrulanmaktadır). Ardından 1958 yılında köyümüze Çanakkale Valisinin teşrif edip köy muhtarına “ Muhtar bu isim Arapları andırıyor bakın gür gür akan dereniz, çeşmeleriniz var sen Ankaraya bir dilekçe ver bu köyün ismi Gürçeşme olsun” dediği köyümüzde bulunan katibimiz Kadir Kiraz tarafından bizzat aktarılmıştır.

ÖNEMLİ NOT

Bazı kaynaklarda Gürçeşme köyünde yaşayanların Araplar, Aşağı kapdağı ve Ayazlar köyünden geldikleri yazmaktadır, fakat bizler gelen ailelerin çoğunun Araplar köyünden 3-4 aileninde diğer iki köyden gelip bu köyün kafilesine katılıp bizimle beraber buralara yerleştikleri için yazılarımızda hepsini Araplar köyünden gelmiştir diye işledik.Ayrıca Kayapınar köyününde bir kısmının (bazı kaynaklarda çoğunun)Araplar köyünden geldiğini bilmekteyiz. Fakat geliş yolunda beraber olmadığımız için yazılarımızda bu köyede yer vermedik. BİLGİLERİNİZE SUNARIM

KÖYÜMÜZÜN ORADAKİ SOSYAL YAŞAMI VE KİMLİK

Bu bölümü köyde duyduklarımdan ve kendi yorumlarımı katarak hazırladım.

Köyümüzün temelini teşkil eden Bulgaristan/Razgrat / Araplar köyü duyduklarıma göre kalabalık ve gayrimüslimlerle karışık bir yapının olduğu ortammış. Halkın ekonomik durumunu burada da olduğu gibi tarım şekillendiriyormuş, kimlik yapısı olarakta Anadolunun herhangi bir yerinden gönderilen Türk aileler olduğumuzu düşünüyorum. Bunu söylerken de şu düşüncelerimi savunuyorum ;” Köyümüzde bulunan ailelerden değişik bir dine mensup kişinin bulunmaması ve ayrı bir lisanın olmaması.

Yorum bırakın

Before you post, please prove you are sentient.

What is 3 * 6?