|
|
YILLANMIŞ ANILARIM. "NEYDİ O GÜNLER"
|
|
Yılların NE Önemi Var Ki?
Yılların ne önemi var ki, anılarım hep içimde hep taze, Mevsim İlkbahar. Anımsadığım karşı mahallede bulunan şu anda harabe olmuş okulumuz, o zamanlar cıvıl cıvıl, sabah kalktığımızda salçalı ekmek ve iki dilim peynirle yaptığım kahvaltı ile çuvaldan yapılmış okul çantamı ve 2 adet okul sobasına girecek şekilde elime aldım odunla, eski korkulukları olmayan tahta köprüden geçerek okula gidiyorum. Sabah Okul Müdürü Süleyman IŞILDIK Andımızı söylemek üzere bizleri topluyor. Her zaman olduğu gibi yine coşkulu ve gür bir sesle söylenen andımızdan sonra Süleymen IŞILDAK elinde bulunan not kâğıdından şu isimleri okuyor. --- İhsan YÖRÜK (Vokri),Mustafa ONAT(Efe Memedin Mıstafa),Nemci TOY(Aptiş Nemci),Hidayet TURAN(Tosun),Zikri ÖZTÜRK(Alişin Zikri), Rahmi ÖZCAN(Çavuş),İsmail KORKMAZ(Sırtmaçın İsmal) ,Ali TOY(Kırmızı Ali),İsa TUTKUN, Mustafa TURAN(Mıstın Mıstafa),Ahmet KAPLAN ve isimlerini hatırlayamadığım birkaç ağabeyimiz ”Bunlar benim odama gelsin” Müdür odası okul bahçesinde bulunan, mezarlık tarafında ki bölümde, başlar aşağıda, tek sıra içeriye giriyoruz. İlk baştakine “Akşam kahvenin önünde ne arıyordun” diye sorar ancak bu soru her zaman olduğu gibi usulden olur. Tabi ki cevap “Öğretmenim annem şeker almaya gönderdi” gibi mazeretler uydurulur. Ancak eller hazır ve açılmıştır.10 cm çapında 50 cm uzunluğunda özenli bir şekilde yapılmış meşe sopası her bir ele ikişer kez hızla iner sırasını savan, eller kızarmış vaziyette, doğru sınıflarına koşar. Tabi ki orada bitmez bir de sınıf öğretmeninden yediğin fırça üzerine cila olur. Sınıfımız hatırlayabildiğim kadarıyla; Öğretmenimiz Günsel TOPÇU başta olmak üzere Kösenin NUMAN,Küçük Yusufun HİDAYET,Sırtmaç Alinin İSMAİL,Helvacı Habilin ŞEVKİ,Tenekeci Alinin İDRİS,İğişinin MUHARREM,Pire CAHİT,Pancar HÜSEYİN,Beytullanın MEMET,Tezcan Alinin HÜSEYİN,Alirzanın ALİ ve Alişin ZİKRİ ile birlikte 8 bayan arkadaştan oluşuyordu.,(İsmini unuttuğum arkadaş varsa beni affetsin) Bizler derslerden çok teneffüsleri sever, teneffüslerin bitmesini hiç istemezdik. Eski ağaç saplı, sallamalı ders zilini, çalmak için bir birimizi ezer, kendimizi bahçeye uçarcasına atardık.15 dakikalık teneffüste bile hemen bir takım kurar, Şitan topu(içi dolu lastik top)ile futbola başlardı. Tabiî ki ağabeylerimizden, Ürüstem Mıstafa, Çoban Üseyn, Vesilenin Nevzat, Kenar Asanın Sıtkı, gibi daha niceleri, babalarının eski palto ve ceketlerinden kopardığı düğmelerle, düğmecik oynarlardı. Ancak bu konu da herhalde en usta Ürüstem Mıstafaydı. Bir de bilye(Misket) ustası vardı ki onunla herkes oynamaya çekinirdi. Melez Asanın Cafer bu konuda bence tam bir profesyoneldi. İkinci ders teneffüslerinde, bahçede bulunan mutfak bölümünde bir bardak süt, birer tane gödek(lokma) dağıtılır, bizler sanki hiç yememiş gibi her sabah aynı lezzeti tatmak için bir birimizi ezer, ikincisini kapmak için yarışırdık. Bahçe de bulunan yıllanmış Armut ağacına o günün sıcaklık derecesini öğrenmek üzere, termometreyi asan sınıf nöbetçisi, sonucu öğretmene bildirir,havaların ısınacağı müjdesini verirdi.En çok sevdiğimiz Beden Eğitimi derslerinde,mendil kapmaca ve yakar top oynar, kazanan da kaybeden de mutlu olurdu.Bazı teneffüslerde Helvacı Habilin Şevki bizleri GAK(kurutulmuş erik,kızılcık ve meyve dilimleri)getirir, her defasında sanki yeni keşfetmiş gibi tatlı tatlı yerdik.Bir de yılda bir,Yerli Malı Haftası kutlamalarımız olurdu. O gün herkes evinden yiyecek olarak ne getirirse sınıfta ortaya koyar karıştırır görmemişçesine yerdik. 23 NİSAN Bayramlarını iple çeker bir an önce gelmesini isterdik, çocuktuk tabiî ki bizlerin de tek bayramı buydu. Bir ay kala folklor ekibi çalışmalarına başlar, Şiirler ezberlenir, giyilecek yamalı pantolonlar daha bir özenle seçilirdi. Bayram günü herkes okula en önce gelmek için yarışırdı. Okul merdivenleri konuşmacıların kürsüsü görevini yapar, İstiklal ve Çanakkale Gazisi ASMALI MEHMET DEDE(Mehmet ÖZTÜRK)sol göğsüne taktığı İstiklal Madalyası ile sürekli konuşmacıların ve şiir okuyanların sağ yanına oturtulurdu. Konuşmalar bittiğinde en heyecanlı yarışmalar başlar, herkes birinciyi merak ederdi. Koşarak Kaşıkta Yumurta yarışması, Çuval Yarışması, Askıda Elma Yeme, Askıda Simit Yeme ve Koşarak İğneye İplik Geçirme Yarışmaları olur,İplik geçirme yarışmasında İsa TUTKUN’un ablası Halise genelde birinci gelir ödülü kapardı.hele en zor ve komik olan yoğurt yeme yarışması vardı ki görmek gerekir.Bir tepsi yoğurdun içine demir para atılır 4 yada 5 kişilik yarışmacılar bunları ağızları ile bulur çıkartırlardı,bazen de gözler bağlı ,karşılıklı iki kişi bir birine kaşıkla yoğurt yedirir,yüzleri gözleri yoğurt olur seyirciler hem alkışlar hem de gülmekten kırılırlardı.
Normal günlerde Okuldan Saat:15.30’ da çıkar, sanki yarışırcasına evlere doğru koşardık. Gece karası önlüklerimizi okul yolunda çıkarmaya başlar eve gelinceye kadar önlükler çıkmış olurdu. Çantayı kapının önüne onun üstüne de önlüğü bırakır, özgürce koşup oynayacağımız alanlar arardık.Zaman zaman İncirli ve Yurtluk bölgelerine ekşice otu toplamaya gider zaman zaman da Alçakta (top sahası),İkindi ezanından sonra kurulacak ,futbol maçını seyretmek için can atardık.Bizler o günlerde küçük olduğumuz için en işi yaradığımız yer kale arkalarında top toplayıcılık yapmaktı.Pehlivan Memet, Murat İrecep birer takım kurar bazen KISTIRMASINA (iki büskivi arası lokum)maç yaparlardı.Bazen de bazı ağabeylerimiz 1 lirasına penaltı çekişir hünerlerini nakite çevirirlerdi.O takımlarda kimler yoktu ki , sırf spor olsun diye ,anlayan da oynar anlamayanda ,ama herkes çok mutlu ayrılır yorumlar ve eleştiriler orada kalırdı.
Bazı hafta sonları Murat Aganın İrecep bir takım ayarlayıp, Seyit Aganın traktörüyle İpkaiye-Danişment-Filik-Eşelek gibi yakın köylere götürür, köyler arası diyalogun pekişmesine katkıda bulunurdu. Bizler de genç Gürçeşmeliler olarak zaman zaman bu köylere yürüyerek gider Meşin(plastik) topumuzla maçlar yapar ,karşı köyün gençlerini köyümüze davet ederdik.
Mevsim İlkbahar dedik ya, Fakir köylümün bitmeyen çilesi yeniden başlardı.Tarlalarda domates,biber,salatalık yetişmez tüm köylünün tek bildiği bir şey tütün ekmekti.Sanırım 5 veya 6 yaşındayım sabahları gecenin ayazında saat:04.00’ te bizi kaldırırlar.Bizi dediğim kız kardeşim Fatma ile birlikte, Annemler eşeğin semeri üzerine iki küfeyi bağlamışlar ,biz yarı uykulu vaziyette o küfelere biner Geçemek Köprüsü yanında ,Ahmet Çavuşun yerlerinde bulunan tütün tarlasına yol almıştık.Ancak o günlerde köyümde hayat ,sabahın dördünde başlar,geceye kadar devam ederdi.Ürüstem’in-Hızlı Mıstafa’nın-Toy Kadir’in ve daha nicelerinin Taligaları (Begir Arabası) yol aldıkça, güzergahta yatan falan kalmazdı.Köy çıkışında ,Eşekler ve Taligalar bir birleriyle yarışır, sahipleri tarlalara nasıl vardığını anlamazlardı.Tarlada, güneş 2 veya 3 mızrak boyu yükseldiğinde, artık küfeler ,kırılan tütünlerle dolmuş olur, aynı telaşla herkes evine dönmeye çalışırdı.Alel acele yapılan kahvaltılar, yenen sütlü tarhana çorbası ve turşularla tütün dizimine geçilir, bazen evleri bir birine yakın olanlar, yarım küfe tütünle komşularına, hem muhabbete hem de kendi işini yapmaya gelirdi.Ablamlar ve arkadaşları tütün dizerken biz de onlara su ve kırnap gibi bazı malzeme getirmekle görevliydik.O zamanın en meşhur Dizileri ,Radyolarda günü gününe ,Saati saatine takip edilen Arkası Yarın programlarıydı.Bunları dinleyen genç kızlar ağlar kimide derin düşüncelere dalar, yarın da aynı şeyleri tekrarlayacaklarını bile bile lüks hayallerini anlatırlardı.
O günlerde köyümün havasını teneffüs etmiş olmam, bana şimdi büyük bir mutluluk veriyor.Zaman zaman düşünüyorum, ya İstanbul –İzmir –Ankara gibi büyük bir şehirde büyüseydim, çocukluğumu ,dar sokaklar, küçük küçük boş arsalarda top oynayarak geçirseydim, sürekli “Evin Önünden Sakın Ayrılma” telkinleriyle karşılaşsaydım,inanın çok sıkılırdım.İyi ki çocukluğum Köyümde geçmiş, iyi ki DELİBAYIR’da-AK KAYA’da-BAĞLIK ARDI’ında-KÜÇÜK HAVDAN’da-YURTLUK’ta-İNCİRLİK’te-TARNA TEPE de-İĞREK’te Özgürce gezmişim.
Allah hiç kimseyi Köysüz-Yurtsuz-Atasız bırakmasın benim için en güzel şey “ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA, GİTMESEKTE GELMESEKTE O KÖY BİZİM KÖYÜMÜZDÜR” diye bilmektir.
Hepinize Sevgi ve Saygılarımı Sunarım.
Beğeniye göre, İnşallah Özlediğim Köy Mevsimlerinin devamı gelecektir.
29.03.2007
Aliş Aganın Zikri
|
 |
|
|